Per Aspera Ad Astra / Zorluklardan Yıldızlara

Bilgilendirme

Herkese merhaba !

Milli Takım dönemi turnuvalar yaklaştıkça hem Twitter hem de e-mail aracılığıyla gönderdiğiniz soruları her zaman olduğu gibi tek tek cevaplamak yerine çareyi blog yazmakta buluyorum. Hem burası bana ait olduğu için daha samimi geliyor hem de karakter sınırlamalarına takılmamış oluyorum. smiley

Arayı biraz açtığımız için daha önceki blog yazılarımın ana temasını koruyarak, tarihe de not düşmek için geçmiş sezondan kalan anılardan başlamalı diye düşündüm...

Önce en keyifli olanı: CEV Kupası.

Profesyonel olarak sporda kariyer yapıyorsanız, içinde bulunduğunuz zamanı, günü, saati; kıymetini bilerek yaşamanız gerekiyor. Sporcular uzun vadeli planlar yaparken hep sakatlıkları ile ilgili belirsizliği de bünyelerinde taşırlar. Bu belirsizlik yüzünden kariyerleri boyunca alabilecekleri tüm kupaları almak, bütün önemli maçlarda, turnuvalarda oynamak ve jübile zamanı geldiğinde kupalarla, madalyalarla, ödüllerle, başarılarla dolu bir kariyeri ömür boyu gururla hafızalarında taşımak isterler...

Ne mutlu ki kendi adıma geçmişe dönüp baktığımda, Voleybol Türk Milli Kadın Takımı’nı tarihinde ilk defa birlikte Londra Olimpiyatları’na taşıdık, Dünya Kulüpler Şampiyonluğu, Avrupa Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu, Lig Şampiyonlukları gibi ömrüm boyunca gururla taşıyacağım başarılara takım arkadaşlarımla beraber ortak oldum. Bu muhteşem başarıları hep birlikte yaşadık.

Kariyerimde Fenerbahçe ile katılıp da kazanamadığımız tek kupa CEV Kupası’ydı. Tedavim nedeniyle bir önceki sene final maçını evde izlemek zorunda kalmak spor kariyerimdeki en kötü günümdü. Talih, bizi yine CEV Kupası oynamaya mecbur bıraktığında, sezon başında en çok dilediğim şey; bu sefer sahada olup o kupayı da kaldırabilmekti. Üstelik Erkek Takımımız ile beraber aynı gün, aynı salonda final oynamak gibi bir şans camiamıza nasip olmuştu. Yönetimimiz, taraftarımız, erkek takımımız ve biz; kocaman bir aile tek yürek olup aynı gün içerisinde iki tane Avrupa Kupası kaldırmanın haklı gururunu hep birlikte yaşadık. Müzemizde Sarı Melekler’e ayrılan bölümde CEV Kupası’na ait boşluğu da iyi bir mücadele sergileyerek birlikte doldurmuş olduk.

Ve o gün attığım tweet’de olduğu gibi: “İki Kupa Tek Arma! Gururla...”

Sonrasında şimdiye kadar oynadığım en yorucu turnuvalardan birisi olan İzmir Türkiye Kupası finallerinde yer aldık. Ne yazık ki kupayı kaybettiğimiz gibi, sağlığımız açısından da kayıplar vardı. Lig sonunda, playoff turunda sakatlıkları nedeniyle oynayamayan Elif ve Fe’nin yokluğuna rağmen son sayıya kadar mücadelemizi ortaya koyduk. Fakat rakibimiz Vakıfbank bizden daha geniş bir kadroya sahip olmanın avantajını iyi kullanarak, güzel bir oyunla mücadeleden galip çıkmasını bildi. Tüm voleybolseverlere seyir zevki yüksek bir seri izlettik; buradan bir kere daha tüm takım arkadaşlarımı ve rakip  takımdaki arkadaşlarımı tebrik ediyorum.

Sezon sonunda kulübüm ile üçüncü 3 yıllık sözleşmemi imzaladım. Yukarıda yazdıklarımı düşününce içerik olarak bir doygunluk hissi olduğuna dair bir izleniminiz var ise hemen o düşünceyi aklınızdan kovun çünkü Fenerbahçe’ye ilk imza attığım günlerde olduğu gibi büyük bir heyecan ve istek yaşıyorum içimde. smiley Bu şekilde hissetmemin de en büyük sebebi geçirdiğim sakatlığın etkilerinden her geçen gün daha da uzaklaşıp, fiziksel durumumun bir önceki sezona göre çok daha iyiye gitmesidir. Bu sezon ait olduğumuz yerde, Avrupa Şampiyonlar Ligi sahnesinde yer alacak oluşumuz, düşündüğümde her zamankinden çok daha iyi hissettiriyor. Geçen yıl yakaladığımız takım içindeki tabir-i caizse kolej ruhunu, aramıza yeni katılan arkadaşlarımızla çok daha yukarı bir seviyeye taşıyarak, hedeflerimize ulaşacağımıza yürekten inanıyorum.

Güzel şeylerden bahsettikten sonra bunları yazmak moral bozucu olsa da, Milli Takımımızın açıkladığı kadroda olmayışımın nedenlerini kısaca anlatmak istiyorum. Öncelikle bu bilgilendirmeyi şimdi yapmamın nedeni Voleybol Federasyonumuz tarafından kadronun açıklanmasını beklemek zorunda oluşumdur. Taktiksel nedenlerden dolayı oluşabilecek olumsuz bir duruma sebebiyet vermek istemedim.

İzmir’de oynadığımız turnuva sonrası ağrılarımın tekrar nüksetmesi nedeniyle yapılan kontrollerde mevcut bel ve faset eklem sakatlığımın yanı sıra aşırı zorlanma sonucu aynı bölgede oluşan ödem nedeniyle playoff sürecini ağrılı bir şekilde tamamlamak zorunda kaldım. Sezon biter bitmez yurtışında başlayan tedavi süreci ve Haziran’dan beri doktor ve fizyoterapist kontrolünde yaptığım özel egzersizlerden sonra geldiğimiz noktada, kamp öncesi tekrar yapılan kontrollerde büyük oranda iyileşme görülse de ne yazık ki şu aşamada tekrar sıçrama hareketleri yapar ve top ile antrenmanlara başlarsam sezon sonundaki sakatlığımın ilk gün noktasına geri dönmesine kesin gözüyle bakıldığı için iyileşme sürecini tam olarak tamamlamadan bu sezon Milli Takım kampına katılamayacağım yönünde bir karar aldık. Voleybol Federasyonumuza ve teknik ekibimize bu süreçte gösterdikleri destek için teşekkür ederim.

Geçmişte pek çok sakatlık yaşadım, karın kasım yırtıldı, omzumda yırtık oluştu, ayak bileğimdeki bağlar yırtıldı, el bileğimdeki bağlar zarar gördü fakat hepsi geri dönüşü benim için daha kolay olan sakatlıklardı ve diğer sporcu arkadaşlarım gibi tamamını hızlı bir şekilde geride bıraktım. Fakat voleybolda yaşanan bel sakatlıklarında ne yazık ki sadece özel güçlendirme egzersizlerinin yapıldığı ve toptan uzak kalınmasını şart kılan dönemlere mecbur bırakıyor. Özellikle benim oynadığım pozisyonun doğası gereği ve geriye sıçrayarak tek ayak hücumu yapmamın belimdeki sakatlık üzerinde ekstra yıpratıcı bir etkisi olduğunu da belirtmeliyim. Elbette ben yine de sakatlığımın ilk dönemlerini hatırladığımda şu an geldiğim noktaya şükrediyorum. İnanıyorum ki bu yazın sonunda çok daha iyi hisseder bir şekilde spor hayatıma devam edeceğim.

Diğer yandan daha önce başıma geldiği için biliyorum; bu konuyu manipüle etmek isteyecek kişiler mutlaka olacaktır fakat sizlerin bu tür yaklaşımlara prim vermeyeceğiniz konusunda içimin rahat olduğunu dile getirmeliyim. Ayrıca bu süreçlerin tamamında hem Fenerbahçe Spor Kulübü hem de taraftarlarımız sonsuz destekleri ile beni hiçbir zaman yalnız bırakmadılar ve her zaman yanımda oldular. Burada bir kere daha hepsine duyduğum minnet ve teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Fenerbahçeli olduğum için iyi günümde olduğu gibi bugünlerde de şükrediyorum.

1 Ağustos – 19:00’da Ankara Başkent Voleybol Salonu’nda Japonya ile Grand Prix ilk maçımızı oynayacağız ve sizler gibi ben de bir taraftar olarak Milli Takımımızı, arkadaşlarımı destekleyeceğim. Bu vesileyle Milli Takım’da görev alacak tüm arkadaşlarıma, emeklerinin karşılıklarını aldıkları; sağlıklı ve başarılı bir sezon diliyorum. Keşke bu sakatlık engel olmasaydı ve onlarla beraber olabilseydim. Yine de ben oynayayım ya da oynamayayım, görev alacak arkadaşlarımın bayrağımızı çok daha yukarılara taşıyacaklarına yürekten inanıyorum.

Not: Bu yazıyı birkaç gün önce kaleme almıştım ne yazık ki az önce göndermek için bilgisayar başına geçtiğimde Neslihan’ın da omzundaki yırtık sebebiyle oynayamayacağı haberi geldi. Arkadaşıma çok geçmiş olsun der, artık sakatlık namına ne varsa bizlerden uzak durmasını dilerim.

Selamlar, sevgiler;

İyi bakın kendinize...

EdaErdem

 

 

blog comments powered by Disqus