Per Aspera Ad Astra / Zorluklardan Yıldızlara

Uzuuun bir aradan sonra uzuuun bir yazı…

Herkese merhaba !

Dinamo Moscow ile İstanbul’da oynadığımız Şampiyonlar Ligi maçından sonra yazmak için pek fırsatım ve motivasyonum olmadı açıkçası. Bu sebeple uzun bir aradan sonra yeni blog yazısıyla tekrar sizlerleyim. Başlıktan da anlaşılacağı gibi biraz uzun olacak, şimdiden söyleyeyim ! smiley

Dinamo Moscow maçından sonra gözler Katar’da düzenlenen Dünya Şampiyonası organizasyonuna çevrilmişti. İlk defa katılacağımız bir turnuva olması, rakiplerin çoğunu hiç izlememiş olmamız ve Avrupa voleybolun dışında farklı kıta şampiyonları ile karşılaşacak olmamız hem merak etmemize hem de heveslenmemize sebep olmuştu. Beklentiler maçları kayıpsız geçmemiz ve kupaya uzanmamız yönündeydi.

Öncesinde Katar’dan biraz bahsetmek gerekirse, tahmin edersiniz ki sıcak bir ülke. Rüzgarı da biz oradayken pek eksik olmadı. Bizi çok samimi bir şekilde karşıladılar ve sürekli ilgilendiler. Havalimanından iki otobüsle ayrılıp otelimize, Ramada Plaza Doha’ya hareket ettik. Otele gece 12:00 gibi vardığımız için hemen çantalarımızı bırakıp istirahate çekildik. Turnuvaya davet edilen tüm bayan voleybol takımları ile aynı otelde konaklıyorduk. Bizler için büyük bir konferans salonunu yemek bölümü olarak ayırmışlar, sabah, öğlen, akşam tüm takımlar bir arada farklı masalarda yemek için bir araya geliyorduk. Haliyle takımlar ve oyuncular arasında meraklı bakışmalar oluyordu. smiley Katar’ın başkenti Doha, şehir olarak çölün üzerine kurulmuş. Şehir merkezinde yeni ve uzun, gökdelen benzeri binalar vardı. Ancak diğer kısım ise boş arazi ve küçük 2-3 katlı eski tarz evlerden kuruluydu. Futbolda aday olup, kazandıkları 2022 FIFA Dünya Şampiyonası’nı düzenleyecekleri için şehirde şimdiden organizasyonun planları ve ilgili inşaatlar vardı. Ülkenin zenginlerine ait olan evlerin yüksek duvarları ve ihtişamlı mimari yapıları var. Arabaların büyük çoğunluğunu da Jeep ve Pick-Up’lar oluşturuyor.

Turnuvaya dönersek, ilk iki gün çift idmanla geçti ve 16’sında Brezilya’nın Sollys Osasco takımı ile karşılaştık. Sollys Osasco kadrosunda bulundurduğu 6 Brezilya Milli Takım oyuncusundan ötürü turnuvanın favorileri arasındaydı. Hatta Katar’da bulunan seyircilerin tek favorisiydi de diyebilirim. Fakat biz ilk maçta çok iyi bir performans sergiledik ve açıkçası servislerimiz onları oldukça zorlamış olmalı ki, Sollys Osasco gözlerini açamadan maçı 3-0 biz kazandık. En etkili silahlarından birisi olan orta hücumlarını, iyi servis atarak kullanmalarını önledik ve manşetlerimiz çalışınca biz de organize hücumlarla rakibin ayağa kalkmasına engel olduk. Kendi adıma en çok paralele attığım servislerin sayı olmasından mutluluk duyuyorum. Bu da o maçlardan birisiydi. Maçı izleyenlerin tepkisine gelirsek de ilk seti 25-17’lik bir skorla bitirmemiz onlar için sürpriz oldu. Bu sayede Katar seyircisinin de favori takım tercihlerine soru işaretleri katmış olduk.

Dinamo Moscow karşısında oynadığımız takım oyunu ve beraberinde turnuvanın ilk maçında en güçlü rakibimizi 3-0 yenmiş olmamız, özgüvenimizi yükseltti ve Dünya Şampiyonluğu Kupası daha yakın görünmeye başladı diyebilirim.

Sollys Osasco maçından 3 gün sonra 19’unda Tayland’lı Federbrau takımı ile maç yaptık. Maçın Türkiye saati ile sabah 09:00, Katar saatine göre de 10:00’da olması pek olumlu değildi. Milli Takım ile de Japonya’da benzer saatlerde maçlarımız olmuştu. O gün maç saatine kadar uyanabilmek ve maça hazır olabilmek için güne 07:00’de başladık, 07:15’de kahvaltıya indik. 08:00’de hep beraber salona hareket ettik. Federbrau açıkçası uzakdoğu ekolünden geldiği için, defansta etkili ve hücumda hızlı olacakları yönünde beklentilerimiz vardı. Fakat iyi servislerin yanına 11 blok sayısının da eklenmesi ile onlara pek maça ortak olma fırsatı vermedik. Yine 3-0 bitmesi hem dinlenmemiz açısından hem de özgüven açısından önemliydi. Gün geçtikçe takım olma yönünde doğru adımlar atıyorduk. Özellikle milli takımlarda olan oyuncuların kulübe geç katılmasından ötürü varolan beraber maç oynama eksiğimizi bu şekilde yavaş yavaş gideriyorduk.

Federbrau maçından sonra yine aynı saatte Dominik Cumhuriyeti ekibi Mirador ile oynadık. Mirador takımı zaten hemen hemen milli takımlarının aynısıydı. Bu sebeple hiç yabancı gelmediler ve kapasiteleri el verdiği kadar mücadele ettiler. İyi de oynadılar, maçta güzel ralliler oldu ancak biz 3-0 kazanmasını bildik ve finale kaldık.

Fikstür ne yazık ki finaldeki rakibimiz Sollys Osasco’ya avantaj sağlar şekildeydi. Biz Final maçı dahil 3 gün boyunca hiç ara vermeden maç yapmış olduk, onlar ise dinlenme fırsatı bulmuşlardı. Ancak özellikle 2. maçtan sonra bizi desteklemeye gelen taraftarımızın finalde bizim için büyük bir güç olacağı belliydi. Fenerbahçe Acıbadem’in en büyük avantajı da bu sanırım. Dünyanın neresinde maç yapıyor olursak olalım, taraftarımız bizi hiçbir zaman yalnız bırakmıyor.

Final günü Sollys Osasco takımını daha organize ve konsantrasyonu yüksek olarak karşımızda bulduk. Servisleri ilk maça oranla daha güçlü ve daha isabetliydi. Fakat set sonlarında daha çok isteyen taraf olduğumuzu ortaya koyarak biraz da ağırlığımızı sergileyerek dirençlerini kırdık diyebilirim. Final maçında Sollys Osasco takımı hata yaptıkça takım oyunundan kopan ve bireyselliğe dayalı bir oyun sergiler görüntüsündeydi. Biz de bu zaaflarını iyi kullanarak konsantrasyonumuzu koruyup takım oyununa devam ettik ve maçı 3-0 kazandık. Bu turnuvadan çok fazla keyif aldım. Takımın uyumu, herkesin eşit ölçüde katkı yapma fırsatı bulmuş olması ve sonucunda da hedefe ulaşmak gerçekten önemliydi. En iyi servis atan oyuncu ödülü de kendi adıma tatlının üstüne ilave kaymak gibi oldu. smiley Hücum etkinliğim arttığında katkım üst seviyeye çıkıyor bu da beni çok mutlu ediyor.

Katar’da kazandığımız Dünya Şampiyonu ünvanından sonra Türkiye’de bizi bekleyen zor bir fikstür vardı. 21 Aralık ve 23 Ocak arası oynayacağımız maçlar şu şekildeydi: Önce VGSTT ile erteleme maçı oynayacak sonrasında da sırayla Ankaragücü deplasmanı, VGSTT Türkiye Kupası maçı, evimizde İller Bankası, Ereğli Belediyesi, Zok Split, İtalya’da Bergamo ve tekrar evimizde Eczacıbaşı ile lig maçı, son olarak da Dicle Üniversitesi ile Diyarbakır’da lig maçı oynayacaktık. Erteleme maçında VGSTT’u 3-1 ile geçtik. Bu uzun maraton içerisine sığan 3 önemli maç var diyebilirim aslında. Bergamo galibiyeti, VGSTT Türkiye Kupası maçı ve Eczacıbaşı mağlubiyeti.

Bergamo değerli bir rakip, özellikle de geçen sene kaybettiğimiz Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu’nun baş sorumlusu olmaları smiley onları daha da özel kılıyor. Bu sebeple en azından kendi adıma söyleyebilirim ki farklı bir motivasyona sahip bir şekilde maça çıkmıştım. İlk set üstünlüğümüzü gözle görülür şekilde sergiledik. İkinci seti gitti denilen yerden çevirmeyi başardık ve üçüncü sette de Bergamo’nun Şampiyonlar Ligi umutlarını yıktık. İtalya’da iyi bir seyirci vardı. Ancak maçın sonucunu hissetmiş olmalılar ki, pek baskı kuramadılar diyebilirim. Taraftarımız yine bizleri yanlız bırakmamıştı ve sesleri daha çok geliyordu.

Ankaragücü maçı için de bir parantez açmam gerekiyor. Ankara’ya indiğimizde havaalanında bagajlarımızı beklerken dışarıdan gelen tezahürat seslerini ilk duyduğumda emin olamadım. “Dışarıda kimler var? Bir kutlama mı oluyor acaba?” dedim içimden fakat  sonrasında dışarı çıktığımızda neler olduğunu gördüm. Taraftarımız bizi karşılamaya gelmiş. smiley Hep bir ağızdan “Armanın gururu Sarı Melekler” diye bağırmaları, pankartlarla bizleri karşılamaları çok güzeldi. smileyTakımca otobüsten inip taraftarlarla beraber biz de tezahüratlar yaptık, birlikte eğlendik. Ertesi gün taraftarlarımızın Ankaragücü maçında Dünya Şampiyonluğu’muzu tebrik etmek için Başkent Voleybol Salonu’nun tamamını doldurmaları, maç boyunca hiç bitmeyen destekleri, kısacası Ankara yolculuğu ile ilgili herşey tek kelime ile süperdi… Süperdiniz… Hepinize kendi adıma sonsuz teşekkürler ediyorum…

Şampiyonlar Ligi ile ilgili gelen Final Four müjdesi kupa konusunda bir ilki başarmamız için bize büyük bir olanak sunuyor… Kendi evimizde, kendi taraftarımızın önünde bu fırsatı değerlendirmemiz ve kupayı kaldırmamız gerekiyor. Buna tüm kalbimle inandığımı ve o kupayı çok istediğimi söylemeliyim. Dünya Şampiyonu ünvanının yanına Avrupa Şampiyonu ünvanı neden olmasın ? smiley Kimler sevinir, kimler üzülür bilemem ama kupanın bizim ellerimize çok yakışacağından eminim.

Gelelim mağlubiyetlere. Öncelikle elbette üzgün olduğumu söylemeliyim. Kaybetmeyi kimse istemez, özellikle de kazanmaya böylesine alışmışken. Ligdeki Eczacıbaşı mağlubiyetinin telafisinin olması o maçın bir de ikinci yarısının olduğunu hatırlatıyor. Ancak kupa hedefimizden uzaklaştığımız VGSTT maçını 2-0’dan 3-2 kaybemiş olmamız gerçekten üzücü. Kendi adıma şunları söylemeliyim ki iyi oynayan, takım olmuş bir rakibe yenildik. Eşit bir mücadeleydi ve 2-0 gibi bir skor dezavantajına rağmen oradan maçı çevirmeleri en azından bu spordan keyif alanların güzel bir maç izlemesine sebep oldu. Blog yazılarıma bir süre ara vermemin sebebi de bu iki mağlubiyettir diyebilirim. Yenildiğimiz, kupayı kaybettiğimiz, taraftarı üzdüğümüz ve Çiğdem ablayı bir süreliğine kaybettiğimiz için de fazlasıyla üzgünüm. Bu vesileyle Çiğdem ablaya tekrar geçmiş olsun dilerim. Maç gecesi ve bütün hafta kendisiyle beraberdim. Ne yazık ki ön çapraz bağların kopmuş olması ameliyat olmasını gerektiriyor. Şu an için bacağındaki sakatlığın ameliyata uygun hale gelmesini bekleniyor ve evinde istirahat ediyor. Bir süre bizlerden uzak kalacak, en kısa sürede aramıza dönmesini dilerim… (Bu satırları daha önce yazmıştım. Çiğdem abla 2 Şubat’da Fulya Acıbadem hastanesinde başarılı bir ameliyat geçirdi ve fizik tedaviye başladı. Ne mutlu ki hızla iyileşiyor.)

Diyarbakır’da oynadığımız Dicle Üniversitesi maçı kadrosuna dinlenmem için dahil edilmedim. Ağustos’dan bu yana hem Milli Takım hem de Fenerbahçe Acıbadem için mücadele ettiğim dönem boyunca ilk defa dinlenme fırsatı bulduğum için mutluyum diyebilirim. Ben de bu fırsatı iyi değerlendirip kendimi spa dünyasına attım. Sıcak su terapisi ve masajlarla haftasonumu Sapanca’da geçirdim. Açıkçası buna ne kadar ihtiyacım olduğunu şimdi vücudumu dinleyince hissediyorum. Ancak yine de ne kadar dinlenmeye ihtiyaç duysam da Dicle maçının skorunu takip ederken içim gitti. smiley Allah farklı sebeplerden dolayı ayrılık vermesin… Amin !

Türkiye Ligi’nde Nilüfer Belediyesi ve Ted Kolejliler ile oynadığımız maçları 3-0 kazandık. Son olarak da Galatasaray Medical Park ile karşılaştık. GSMP maçları ezeli rekabetten dolayı şartlar ne olursa olsun, hazırlık maçı dahi olsa önemlidir. Çok iyi oynamadığımız yönünde eleştiriler ulaşıyor haliyle. Ancak kötü oynarken bile kazanmayı bilen bir takım olmanın önemli bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Sezon sonunda bu galibiyetler çok daha önemli olacak. Şampiyonlar Ligi Final Four mücadelesi lig finallerine göre tarih olarak daha yakın bir zamanda ve bu sebeple öncelikli hedef olma özelliğini koruyor. Ne olursa olsun kendi düşüncemi söyleyeyim. Kupanın en büyük adayı biziz ve bu kupayı çok istiyoruz. O günler geldiğinde bizi dünyanın öbür ucunda bile yalnız bırakmayan taraftarımızın son setin, son düdüğüne kadar bize destek olacağını, o salonu rakiplere dar edeceklerini biliyorum. Bu şekilde düşününce de özgüven artıyor ve insan daha çok hırslanıyor. Geriye de çalışmak, çalışmak ve çalışmak… Bir de günleri saymak kalıyor.

Maçların haricinde biraz da magazin sayılabilecek konulardan bahsedeyim. smiley Geçtiğimiz haftasonu 5 Şubat günü hayatım için önemli bir adım attım ve nişanlandım. Evlilik teklifini Nisan 2010’da Cannes’da aldığımı düşünürsek bunun için baya bir bekledik bile diyebilirim. smiley Yüzük çok yakıştı. smiley Bu yaza tamamına erdirmek nasip olur inşallah.

Şampiyonlar Ligi’nde Eczacıbaşı Vitra ile oynamak için İstanbul’a gelen Cannes takımında hepinizin tanıdığı bir isim de vardı. Anja Spasojevic. Eski takım arkadaşım, eski dostum ve süper insan. smiley Maçtan sonraki gece kendisiyle beraberdim ve hasret giderdik. Neşesini, pozitif enerjisini çok özlemişim. O’nun da İstanbul özlemi her geldiğinde dile getirdiği birşey ki, bu sefer de söyledi. Taraftara da selamı var. Crazy Anja !!! smiley

Eczacıbaşı Vitra – Cannes mücadelesinde Milli Takım’dan arkadaşım, Gülden ablanın geçirmiş olduğu sakatlıktan ötürü üzgünüm. Allah kimseye sakatlık vermesin, kendisine bir kere de buradan geçmiş olsun dilerim.

Son olarak da sizlerin yazmamı istediğiniz bölüme gelelim. smiley

En son izlediğim film : Eyvah Eyvah 2

En son okuduğum kitap : Moonwalk by Michael Jackson

Bu aralar dinlediğim şarkılar : Usher – More, Bruno Mars – Grenade, Enrique Iglesias – Tonight ve Nilüfer’in 12 Düet albümü.

Bu aralar izlediğim dizi : Dexter’a devam. Kısmet olursa The Walking Dead’i de izleyeceğim !

Şimdilik bu kadar.

Herkese çok selamlar, iyi bakın kendinize…

EdaErdem

blog comments powered by Disqus